12 Mart 2012 Pazartesi

VAN GOGH ALIVE DIJITAL SANAT SERGİSİ

Van Gogh’un, hayatının son 10 senesinde ortaya çıkardığı eserlerini, 40 projektör yardımı ve multi-projeksiyon sistemiyle dev boyutlara taşıyan bir sergi “VAN GOGH ALIVE”


1880-1890 yılları arasında Arles, Saint Remy ve Auvers sur Oise’de geçirdiği dönemlerdeki ruh halini gözlemlemek için çok iyi bir fırsat; çünkü 3000’den fazla eseri dev ekranlar, duvarlar, kolonlar ve zemini kaplayan boyutlarda heyecanı ikiye katlayan güçlü klasik müzik eserleri eşliğinde izliyorsunuz.
1853’de bir papazın oğlu olarak Hollanda’nın güneyinde bir dünyaya gelir. Van Gogh, içinde sürekli bunaltılar yaşar ve hiçbir işe yaramadığına olan inancı, bir şeyler yapma, bir çıkış bulma isteğidir bunaltılarının nedeni. Acı çeker, mutsuzdur, huzursuzdur ve yalnızdır ama resimleriyle neşe ve sevinç uyandırmak istemiş, acıları sevince, hüzünleri neşeye ve yalnızlığı birlikteliğe döndürmeye çalışmıştır.

lk dönem karakalem çalışmalarında maden işçilerini, köylüleri ele almış, patates yığınları, dokuma tezgahı gibi konuları işlemiş, bir yandan da kasvetli gökler ve koyu renklerle iç karartıcı manzaralar resmetmiştir. Patates Yiyenler tablosu bu kasvetli ve iç karartıcı dönemini simgeler.



Babası gibi papaz olmak istemiş, ama sınavı kazanamayınca Belçika'da bir köyde gönüllü papazlık yapmış Van Gogh.Resim yapma tutkusu da burada başlamış. Sonraları Brüksel'de bir ressamdan anatomi ve perspektif dersleri almış.İlk yağlı boya resimleri;
Teras Cafe
Kıyıda Kayıklar






Vazoda 12 Ayçiçeği


Van Gogh resimde kendini yaşamdan koparıp alacak yolu arıyordu. Coşkusunu, içinde kopan fırtınaları, hüzünleri, aşırı hislerini portrelerine yansıtan ikinci bir ressam daha yoktur. Kendisiyle sürekli hesaplaşan, bir türlü emin olamayan, bir başkasının eline bakmaktan dolayı sürekli ezik ve hassas olan ama gittiği, inandığı yoldan vazgeçmeyen, çevresindekiler tarafından anlaşılamamış bir Van Gogh. Acılarıyla, mutsuzluğuyla, huzursuzluğuyla, arayışları, hırsı, coşkusu, sonsuz yalnızlığı, sevgiye açlığı, yoksulluğu, yaptığına duyduğu saygı, kısa yaşantısına sığdırdığı onca yapıtı, erkek kardeşi Theo'ya yazdığı mektuplar, hastalığı, krizleri, bir tas çorba ile boya tüpü arasındaki seçimleri onu Van Gogh yapanlar.



Evimizde de bir kopyası olan, sevdiğim resimlerinden...


"Çoğu zaman 30 yaşında olduğuma inanamıyorum. Çok daha yaşlı hissediyorum kendimi. En çok beni tanıyanların çoğunun bana deli gözüyle baktıklarını düşündüğümde ve bazı şeyler değişmezse belki de haklı çıkacaklarına inandığımda içim kararıyor, sanki bu şimdiden gerçekleşmişçesine bir umutsuzluğa kapılıyorum"

Ressam Paul Gauguin'le arkadaş olmuş, hatta aynı atölye de bile çalışmışlardır, bir ay boyunca Arles'te beraber resim gezilerine çıkmışlar, değişik resim teknikleri ve anlayışları üzerine uzun tartışmalar yapmışlar. İki ressamın da dengesiz duygusal yapısı sayesinde, resim tartışmaları giderek kızışmaya başladı, bozulan havalar ve dar alanda beraber yaşamak ise durumu daha kötü hale getirdi.  Aralarında bir tartışma çıktığı sırada kulağını ustra ile kesmiştir. O günlerde yaptığı otoportresi.





Hayatının son döneminde Saint Remy'de kardeşi Theo tarafından akıl hastanesine yatırılır.Doktoru gözetiminde resim yapmaya devam eder.Haziran 1889'da Yıldızlı Gece'yi yapar. 1890 başlarında Paris'te de ünlenmeye başlar.Hatta bir dergide kendisinden "Dahi" diye bahsedilir.
70 gün burada yaşayan ressam, yaklaşık 70 resim üretmiştir.

27 Temmuz 1890'da resim malzemelerinin alıp bir tarlaya yürüyen Van Gogh, kendini göğsünden tabanca ile vurur. Sendeleyerek odasına ulaşır ve 2 gün sonra ölür.
Ne hazindir ki, kardeşi Theo da ondan 6 ay sonra, frengi hastalığına yenik düşer. İkisinin de mezarı Auvers-sur*Oise'de yanyanadır.

"Buğday Tarlası ve Kargalar"
Ölümünden önce yaptığı son resim olarak kabul ediliyor.


Van Gogh’un hikâyesini anlatmak için seçilen müziklerden bazıları şöyle:
Handel-Sarabande, Edouard Lalo-Piano Concerto 1. Movement I, Gus Viseur-Coeur Vagabond, Barber-Bubamara (Vivaldi versiyonu), Arvo Part-Fratres For Cello And Piano, Carl Nielsen-String Quartet in D minor 1883, Sakura “Cherry Blossoms”, Geleneksel Japon Klasik Koto Müziği, John Zorn-Kiev 3 (çello), Camille Saint.

Antrepo'da tüm mekan kullanılarak, müzik eşliğinde Van Gogh'un eserlerini ve hayata, resim sanatına dair,Kardeşi Theo'ya yazdı ğı mektuplardan alıntıları izlemek çok keyifli idi.
En güzeli de, resimle fazla ilgisi olmayan kitleler, uzuuun ve stabil resimlere bakmaktan sıkılan çocuklar için de oldukça akılda kalıcı bir sergi idi. Oğlum Yalın da yere oturup, gözlerini kocaman açıp, ifadesinden anladığım kadarıyla, ilgiyle izledi.
15 Mayıs'a kadar Karaköy Antrepo'da,
15 Ekim-30 Aralık Anakara - CermOdern'de
izlenebilir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder